| Kayıt Ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünün Mesajları | Tüm Konuları Okundu İşaretle |
| E-okul Portal | E-okul Paylaşım | Genel Kültür | Eğitim Dökümanları | Sınav Dökümanları |
|
| ||||||
![]() |
|
|
#1 | |
|
Asistan
Üyelik Tarihi : Jul 2008
Nerden : çanakkale
Konular : 63
Mesajlar : 112
Meslek : Öğrenci
İtibar
Tecrübe Puanı : 22
Rep Puanı : 2010
Rep Derecesi
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İnsanbiçimci Pagan Dini
Bu bilgilerin tümü bizi eski yunan insanının inanç dünyasına götürür. Yunanlıların dini tam tamına insanbiçimci bir dindir. Bu pagan dininde dogmaların yerine yaşam gerçeklerini buluruz. Bu gerçekler bu inanç düzeninde simgesel bir anlatıma kavuşmuşlardır. Simgeciliğin gerçeklikleri açınlamada en önemli yollardan biri olduğunu Yunanlıların inanç dünyası pek güzel gösterir. Bu dogmasız din, inançla ilgili ögeleri dondurmak istemeden, tüm insan değerlerini işlenmeye açık gerçekler olarak ortaya serer. Bu özelliğiyle bu din dogmacı İsrail dininden ayrıldığı gibi, dogmalara ulaşmaya çalışan Zerdüşt diniyle de tersleşir. O daha çok Mezopotamya’nın ve Mısır’ın insanbiçimci ve çoktanrıcı inanç düzenine yaklaşır. İnsanbiçimcilikte yunan dini çok yetkin imgeler ortaya koymuştur. Mısır’da ve Mezopotamya’da insanbiçimcilik Yunanistan’dakine göre oldukça sınırlıdır. Yunanlılar tanrılarına ve tanrısallık uladıkları kişiliklerine derin insanlık özellikleri yakıştırdılar. “Mısır’da hiçbir imgelemin canlandıramayacağı, tapınakların dev sütunları gibi donmuş, kımıltısız bir dev, insan biçimini insandışı bir biçimde somutlaştırdı. Bir sfenks ya da kedi kafalı bir kadın daha başka tanıtlarla birlikte tanrısallığı esinlerdi. Mezopotamya’da alçakkabartmalar görülmedik hayvan biçimlerini tanıtırlardı” (Edith Hamilton, Mitoloji). Bu yüzden bazı yazarlar mısır ve Mezopotamya dinlerini insanbiçimci saymazlar. İnsanbiçimci kavrayış bütün boyutlarıyla ve en ince özellikleriyle Yunanistan’da gelişmiştir. Her toplumun mitolojisinde o toplumun duygu ve düşünce dünyasını açıklayan çok belirgin özellikler vardır. Yunan mitolojisi de bu belirleyicilik açısından oldukça zengindir. Homeros’ta dile gelen şey halkın inanç temeline yerleşmiş kavrayışlardır. Homeros bize yunan toplumunun salt mitolojik düşünceden köklü ussal arayışlara yönelmekte olduğunu derinden derine duyurur. Yunan mitolojisinin kendinden önceki mitolojilerinden daha yetkin oluşu onun köklü ussal araştırmaya doğru gelişiminin bir sonucu ve bir belirtisidir. Yunan mitolojisi dediğimiz bu insan araştırması alanı öylesine sevimli ve öylesine içtenlikli, usdışı görünmekle birlikte öylesine ussal, gerçekdışı görünmekle birlikte öylesine gerçek ve gerçekçi, insanüstü görünmekle birlikte öylesine insani bir alandır ki, onda doğanın bağrına, evrenin tam ortasına yerleşmiş insanın, hızla büyümeye çalışan çocuksu insanın verimli tartışmalarını buluruz Zeus ve Hera Zeus, Girit’teki İda dağında doğmuştur. Babası Kronos onu yemeye çalışırken annesi Rea araya girmiş, bebeği gözden uzak bir yerlerde nymphe Amaltheia’ya bırakmıştır. Evrenin Kronos’dan soraki baş efendisi Zeus yağmur yağdırmak, rüzgar estirmek, şimşek çaktırmak gibi işler yapar. Denizciler ondan çok çekinirler. Tanrılar tanrısı olmakla birlikte mutlak tanrı değildir Zeus. Öbür tanrılara istediğini yaptırmak gibi bir yetkisi yoktur. Homeros onu “insanların ve tanrıların babası” olarak nitelendirir. İnsan topluluklarını korumak, toplum düzenini ayakta tutmak, savaşanlara yardım etmek onun işidir. Zeus en çok aşklarıyla ünlüdür. Toprağın üstünde egemendir ama en çok kadınlara egemen olmak ister gibidir. Aşka değil kadına düşkündür. Kadınları baştan çıkarırken ahlaki kaygılara düşmez. Bu anlamda bir tanrıdan çok bir insandır. Bir kadından bir kadına koşar. Karısı Hera’dan çekindiği için bu yolda olmadık oyunlara başvurur. Genellikle hayvan kılığına bürünerek kadınları baştan çıkarır. Gene de ahlakçıdır, bütün dünya ahlak açısından zora düşünce Zeus şimşek çaktırır. Bütün tanrılar Zeus’a başeğerler. Kimseye acımayan Zeus karısı üzerinde de tam anlamıyla egemendir, karısı onun buyruklarını adaletsiz bulsa da yerine getirmek zorundadır. Zeus’la kimse tartışamaz, o istediğinde tanrılara da insanlara da büyük acılar verebilir. Başlangıçtaki gençliğinden ve yumuşaklığından iz kalmamıştır, o artık korkulası bir ihtiyardır. Hem karısı hem kızkardeşi olan evlilik tanrıçası Hera kocasına çok kızar ve onu adım adım izler. Gene de evlilikleri en uygun evlilik sayılmıştır. Hera’nın kocasını izleyişi yalnızca kadınlık duygularının etkisiyle olmaz. O böyle bir titizliği daha çok evlilik kurumunu ayakta tutabilmek adına sürdürür. Evliliğin koruyucusu Hera evli kadınlarla özel olarak ilgilenir. Bir özelliği de kinciliğidir, kendisine yapılan bir kötülüğü, hatta bir yanlışlığı hiç unutmaz. Hera kocasını adım adım izleyişiyle kıskançlığın simgesi olmuştur. Hera aynı zamanda kahramanların koruyucusu ve kahramanlık duygusunun esinleyicisidir KADINLARLA EVLİLİĞİ Alkhemene: Herakles Antiope: Amphion,Zethos Kallistro: Arkas Danae: Perseus Aigina: Aiaskos Elektra: Dardanos ,lasion , Harmonia Europa: Minos,Sarpedon,Rhadamanthys İo: Epaphos Leda: Helena,Dioskur'lar Maia: Hermes Niobe: Argos,Pelasgos Pluto: Tantalos Semele: Dionysos TayZeus'un evlilikleri: TANRIÇALARLA EVLİLİKLERİ Metis : Athena Themis:Hora'lar ve Moira'lar Dione: Aphrodite Eurynome: Kharit'ler Mnemosyne: Musa'lar Lero: Apollon,Artemis Demeter: Persephone Hera: Are ZEUS Tanrıların en büyüğüdür.Rheia ve Kronos'un oğludur.Gaia ve Uranos torunlarından birinin ölümsüzler arasında kral olacağını söylediği için. doğan tüm çocuklarını yer Kronos.Rheia Zeus'u doğuracağı gün Girit'e kaçar ve orda İda Dağı'nda bir mağarada doğurur.Kronos'a da bir bez içine taş koyup verir.Kronos Taşı yutar ve hiç bir şeyin farkına varmaz.Daha sonra Zeus babası Kronos'u yener ve kardeşlerini kusturur.Böylece üçüncü kuşak tanrıların Olymposluların hakimiyeti başlamış olur.Zeus'un Kardeşi Hades'e yer altı dünyası,Poseiodon'a Okyanusların hakimiyeti,Zeus'a Göklerin hakimiyeti düşer.Zeus Yağmur yağdırır,gökleri gürletir,şimşekler çaktırır.Troia Savaşı'ndaki rolü çok büyüktür.İda Dağı'nın tepesinde yönetir Troia Savaşını.Herşey onun buyruğuyla olur.Bazen Akhalar üstün bazen de Troialılar.Zeus buyruklarını Kartalının aracılığıyla iletir insanlara.Kartalın uçuşuna göre iyiye veya kötüye yorulur buyruk.Akhalar kötü durumdayken şöyle yalvarır Agemmemnon Zeus'a: "Böyle dedi,Zeus acıdı onun gözyaşına yok olmasın istedi ordusu,işmar etti, gönderdi kartalı,kuşların en şaşmaz olanını bir yavru geyik vardı kartalın pençesinde, kartal attı onu Zeus'un güzel sunağı önüne, orada Akhalar her şeyi bilen Zeus'a kurban keserlerdi Anladılar Zeus'tan geldiğini görünce kuşu, Saldırdılar Troyalılar doludizgin hepsinin savaştaydı aklı,fikri." Zeus Adaletli bir düzenin kurucusu ve koruyucusu sayılır.İlyada'nın son bölümünde Akhilleus,oğullarını kesip öldürdüğü Kral Primos'un korkusuzca bir gece vakti Akha Gemilerine gelip oğlu Hektor'un cesedini istemesi üzerine Akhilleus şöyle der: "Talihsiz adam,ne acılar çekmiş yüreğin! Nasıl göze aldın gemilere gelmeyi tek başına, Nasıl göze aldın benim gözüme görünmeyi? ben ki öldürdüm nice soylu oğullarını senin demirden bir yürek varmış göksünde. Hadi gel,otur şu iskemlenin üstüne, uyusun bağrımızda acılar ne yapalım yasımız çok büyükse, ne çıkar yürek donduran iniltilerden! Talihsiz ölümlülere tanrılar şu kaderi dokudu: Yaşayacak insanlar acı içinde. Ama ölümsüzlerin hiç bir kaygısı yok. iki tane küp durur Zeus'un eşiğinde, biri iyi biri kötü bağışlarla dolu. Zeus karıştırır bunları,sunar ölümlülere, iyisinden de kötüsünden de pay alır insanoğlu ama yalnız kötü bağıştan pay alırsa bir adam , yoksul olur,hor görülür, zorlu açlıkla sürünür tanrısal toprağın üstünde, tanrılar,insanlar dönüp de bakmaz yüzüne." Zeus tüm bunlara rağmen evrende tek hakim değildir.Bunu Troya Savaşı'nda oğlu ve çok sevdiği Sarpedon'unun Patrakios'la teke tek döğüşünde,Sarpedon'un güç durumda kalmasına rağmen ona yardım edememesinden anlıyoruz.Troya Savaşı'nda Hektor'la Akhilleus teke tek döğüşür.Hektor uzun bir süre dayanır Akhilleus'a karşı.Ama sonunda dayanamaz geri kaçar.Troya Surlarında bir kovalamaca başlar Hektor'la Akhilleus arasında.Bütün bunları izleyen Zeus Hektor için üzüldüğünü söyler.Bu sırada Zeus'un kızı Athena çıkışır babasına.Ve Hektor'un ölümlü bir adam olduğunu ve ölümüne izin vermesi gerektiğini söyler.SOnra Zeus Athena'nın Hektor'a kurduğu tuzağa ve Apollon'un Hektor'u kaderine bırakmasına izin verir. s,Hebe,Eileithya (Heph PROMETHEUS ile ZEUS PROMETHEUS – Çöz beni, Zeus, canım çok yandı ardık. ZEUS – Çözmek mi dedin? Sana daha da ağır köstekler vurmalıydım, bütün Kaukasos[1] dağlarını başına yığmalıydım, sen on altı akbabanın gelip yalnız karaciğerini kemirdiklerini değil, gözlerini oyduklarını da duymalıydın ki, insanı yoğurup can vermek neymiş, ateşi aşırmak, ortaya kadını çıkarmak neymiş, o zaman anlardın! Etleri dağıtırken bana yağ sarılı kemikleri verip en iyi payı özüne ayırmanı da, olan oldu açmıyorum artık. PROMETHEUS – Bunca zamandır Kaukasos’a mıhlanmış duruyor, karaciğerlerimle bir kartalı, kuşların en yamanını besliyorum; yetmedi mi bu çektiğim ceza? ZEUS – Sen bunun daha bin katını çekmeliydin. PROMETHEUS – Bir iyilik et, salıver beni, ben de altta kalmam: bildiğim çok önemli bir şey var, Zeus, onu sana da söylerim. ZEUS – Senin niyetin beni kandırmak galiba, Prometheus. PROMETHEUS – Kandırırım da ne kazanırım sanki? Aldattığımı anlayınca Aaukosos’un nerede olduğunu unutacak, zincir bulamayacak değilsin ya!ZEUS – Salıvermeme karşılık bildireceğin o önemli şey neymiş, önce onu söyle sen. PROMETHEUS – Sen şimdi nereye gidiyorsun, onu söylersem inanır mısın sonra diyeceklerime de? ZEUS – İnanırım elbette. PROMETHEUS – Thetis’e[2] gidiyorsun, yatacaksın onunla. ZEUS – Bildin. Peki sonra ne olacak? Doğru söyleyeceğe benziyorsun sen. PROMETHEUS – Sakın, Zeus, dokunma Nereus’un kızına. Senden bir gebe kalırsa, hani sen babana neler etmiştin, doğacak çocuk da sana onları eder. ZEUS – Yani saltanatımı elimden alır mı diyorsun? PROMETHEUS [/COLORb]– Bu dediğim, dilerim yanlış olsun! Ama sen onunla oynaşırsan, başına u tehlike dolaşıyor işte. ZEUS – Canı cehenneme Thetis’in! Hephaistos çözsün seni, değer bu verdiğin habere. -------------------------------------------------------------------------------- [Samsatlı Lukianos] [1] Kafkasya sıradağları. [2] Deniz tanrılarından Nereus’un kızı, Peleus’un karısı, Akhilleus’un anası. Oğlunu, ahretin çevresini yedi kere dolaşan, suyuna girenleri yaralanmaz kılan Styx ırmağına daldırmıştır; bunun için Akhilleus ancak tabanından yaralanabilirdi, çünkü tabanı anasının eliyle örtülmüş, o suya değmemiştir. [3] Troia kralı Priamons’nu oğlu Paris’in bir adı da Aleksandros’tur. [4] Momos, alay tanrısı. [5] Kebros’un kızı Oinone. Paris onu babasının evinden kaçırmıştı. Oinone geleceği bilirmiş, Paris’in bir gün vefasızlık edeceğini de söylermiş. [6] Tanrıl kelimesi ilahi karşılığı olarak kullanılmıştır. [7] Zeus’un oğlu, Aigina adası kralı. Adaletten ayrılmadığı için ölümden sonra ahretin üç yargıcından biri olmuştur. [8] Ahretin kapısını bekleyen yedi başlı köpek. [9] Ahrette bir nehir; suyundan içenler dünyadaki hallerini unuturlarmış. [10] Klitos, Gradikos geçidinde İskender’in canını kurtarmıştı; sonra bir ziyafette Philippos’u övdüğü için İskender onu öldürtmüştür. [11] Kallisthenes, Aristoteles’in hem akrabası, hem de tilmizlerindendir; çok açıksözlü olduğu için İskender kızmış, öldürtmüştür. aistos)gere: Lakedai ikincil Tanrılar / Küçük Tanrılar Aldatılmış aşıkların intikamcısı Anteros ve evlilik törenlerinde hazır bulunan Hymene de ikincil tanrılardandır. Her ikisi de Eros’un arkadaşıdır. Zeus’la Hera’nın gençlik tanrıçası olan kızları Hebe de ikincil bir önem taşımaktadır. Hebe evlilik tanrıçasının kızı olarak “ev kızı” imgesini canlandırmıştır. Olympos’ta tanrılara balözü sunan Hebe, daha geç bir zamanda güçlü ve kahraman Herakles’ in karısı olarak tanıtılmıştır. İkincil tanrılardan İris gökkuşağı tanrıçasıdır, o da Hermes gibi tanrıların haber taşıyıcısıdır. Olympos’ta bir de Kharis’ler vardır, bunlar parlaklığıyla bilinen Aglaia, insanın sevincini belirleyen Euphrosyne, bitkileri çiçeklendiren Thaleia’dır. Kharis’ler Zeus’la Eurynomene’nin kızlarıdır. (Eurynome de Okeanos’la Tethys’in kızıdır.) kharis’ler Apollon’un lir’ine uyarak yaptıkları danslarla tanrıları eğlendirirler. Onlar dans ederken arkadaşları Musa’lar şarkı söylerler. Musa’lar dokuz tanedir. Bunlar Zeus’la Mnemosyne’nin kızlarıdır. (Bellek’i simgeleyen Mnemosyne de Uranos ve Gaia’nın kızıdır.) Sanat perileri ya da esin perileri Musa’lar başlangıçta ayrılmaz biçimde ortak bir kişiliğe sahiptiler. Sonraları işlevleri ayrılmıştır. Kleio tarih, Euterpe lirik şiir ve müzik, Thaleia komedi, Melpomene trajedi, Terpsikhore dans, Erato aşk şarkısı, Polymnia lirik şiir, Urania gökbilim, Kalliope güzel konuşma perisi olmuştur. İkincil önem taşıyan tanrısal kişiliklerden biri de evrenin düzenini simgeleyen Themis’tir. Hukuk ve adalet tanrıçası Themis, Uranos’la Gaia’dan olmadır, öğütleriyle Zeus’a yardımcı olmak gibi güç ama önemli bir görevi yüklenmiştir. İşlevine uygun olarak ağırbaşlı bir kız diye tanıtlanmıştır. Zeus’un öğütçülerinden biri de Zeus’la Themis’in insani adaleti simgeleyen kazıları Dike’dir. Bunlardan başka ikincil tanrılar arasında yer alan Nemesis intikam tanrıçasıdır, haklı öfkeyi simgeler ve yunan dünyasında en geçerli kurallardan biri olan ölçülü olmak ve ölçülü davranmak kuralını geçerli kılmakla yükümlü gibidir. Ölçüsüz kişiler Nemesis’in gazabına uğrarlar. Aidos, dinsel saygıyı simgeler.Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı. Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pandora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi. Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı. ETİKETLER: APHRODİTE, HEPHAİSTOS KADININ YARATILIŞI, HERMES, PANDORA, PROMETHEUS, ZEUS Tanrıların Gelişi Tanrılar Titan’lardan sonra Zeus’un başkanlığında dünyaya egemen oldular. Bunu bir kuşak değişimi olarak değerlendirmek gerekir. Yeni yönetici on iki tanrı Olympos dağında bir aile yaşamı sürüyordu. Tanrıların bir dağda bir araya gelmeleri kutsalın yükseklere eğimli olmasıyla açıklanabilir. Ancak Olympos’un nerede olduğu belli değildir. İliada’da Olympos yeryüzünün tüm dağlarından yüksek düşsel bir dağdır. İnsanlar bu dağa giremeyeceklerine göre onun bulunduğu yer önemli değildir. Olympos bulutlardan yapılmış o koca ızgaraya korundukça hiçbir insan ona adım atamayacaktır. İnsanlar göremeyecekleri bu yeri kendilerince tanıtlamak istemişlerdir. Hamilton bu tanrı katını şöyle özetler: “Tanrıların kaldığı yerler içteydi, onlar orada yaşar, orada uyur, orada şölen verirlerdi, özel içkilerini orada içer, özel yemeklerini orada yerlerdi, bu arada Apollon’un lir’ini dinlerlerdi. Burası eksiksiz bir mutluluk ülkesiydi. Hiçbir rüzgar Olympos’un dinginliğini bozamaz der Homeros. Oraya ne kar yağar ne yağmur. Bulutsuzbir gök dört bir yanı çevreler, duvarları güneşin yoğun beyazlığını yayar.” Tanrılar ailesini oluşturan on iki tanrının ve tanrıçanın adları Zeus, Hera, Poseidon, Hades, Hestia, Ares, Athena, Apollon, Aphrodite, Hermes, Artemis, Hephaistos’tur. Titanlar döneminde tanrıçalar dönemine geçişte Zeus ve kardeşleri evreni paylaştılar. Deniz ülkesi Poseidon’a, yer altı ülkesi Hades’e, gökler ülkesi Zeus’a düştü. Mon mutludur denizdeyken kopan fırtınadan kurtulan, limana varan, mutludur acıları yenen de. biri ötekine herhangi bir şekilde üstün olabilir zenginlikte, kudrette. sayısızdır hala insanlar için ümitler, birtakımı getirirler beklenen mutluluğu, başkaları aldatırlar insanı. bugün'ünü kim ki neşeyle yaşar mutludur o, mutlu ZEUS'UN DOĞUŞU Kronos ile Rhea'nın evliliklerinden Hestia, Demeter, Hera adlarında üç kızla, Hades, Poseidon, Zeus adlı üç erkek çocuk dünyaya geldi. Babasına yaptıklarını unutmayan Kronos kendisinin de oğullarından aynı karşılığı göreceğinden korkuyordu bu yüzden Karısının her yeni doğurduğu çocuğu yutup, karnında saklıyordu. Rhea yalnız "Zeus"u onun elinden kurtarabildi. Tanrıça gecenin karanlığından faydalanarak çabucak koşup Girit adasında "İda" dağının tepesine çıktı. Çocuğunu da beraber götürmüştü. Gaia çocuğu aldı ve onu bir mağaranın dibine sakladı. Rhea bir kocaman taşı kundak bezlerine sarıp Kronos'a verdi. Kronos bu taşıda hemen yuttu, oğlunun dünyada yaşadığını bilmiyordu. Ve ilerleyen zaman içinde oğlu büyüyüp yenilmek nedir bilmeyecek, sıkıntı nedir duymayacak, gücü ve kuvveti ile babasını kendisine boyun eğdirecek, onun bütün imtiyazlarını, şan ve şerefini elinden alacak, onun yerine bütün ölmezlerin başı olacaktı. Gerçekten Zeus, ormanların sık dalları arasında büyüdü; keçi sütünü emdi; bağırmalarını babası duymasın diye Kuretoslar da onun başında kalkanlarını çarparak gürültüler çıkardılar. Olgunluk çağına gelince Zeus saklandığı mağaradan çıktı. Kronos'u yuttuğu tanrıları ve taşı çıkarmaya zorladı. Sonra onu gökten kovup dünyanın ta dibine, yerin ve denizin alt tabakasının daha da altına attı. Zeus karısı Hera, çocukları, kardeşleri ve öbür tanrılarla birlikte Olympos dağına yerleşip saltanat sürmeye başladı. Fakat bu sefer de karşısına; Gaia ile Uranos'un Othrys dağına yerleşmiş oğulları Titan'lar çıktı. Her iki taraf ellerine kocaman kayalar alıp savaşmaya başladılar. Pelion dağlarını Ossa dağının üzerine yığarak Titan'lar Olympos'a tırmanmaya çalıştılar. Savaşın gürültüsünden gökler, yerler, denizler sarsıldı, Tartaros yani cehennem bile o yaygara ile çalkalandı. Fakat Zeus'un Tanrısal silahına, yıldırımına hiç bir şey dayanamadı. Bereketli toprak titreyerek yanıyor, her şey kaynıyordu. Yerler parçalandı, dağlar eridi ve Titan'lar yenilerek Tartoros'a atıldılar. Hepsi de zincirlere vuruldu ve üzerlerine üçyüz kaya yuvarlandı. Helland, Yunanistan toprağı, yüksek dağları, derin uçurumları ile karmakarışık bir manzaraya sahipti. Eski Yunanlılar bunu Zeus'un Titan'larla olan savaşına bağlar. Bundan sonra ilk zamanlarda ki karışıklık sona erdi. Kainat düzen buldu. Tabiatın kaba, vahşi ve kör kuvvetleri; Tanrısal zeka tarafından yenilmiş ve emir altına alınmış oldu. ZEUS (Jupiter) "Tanrılar tanrısı ve Olympos tanrıların en güçlüsüdür. Yunanlılar Zeus'u Balkan yarımadasına göçleri sırasında getirdiler. Göçmen Yunanlıların Zeus ile yerli tanrılar arasında bazı ilişkiler kuruldu. Yerli Argos tanrısı Zeus'un karısı oldu. Eski tanrılar Hera, Hades ve Poseidon onun kardeşleri sayıldı. Girit ve Trakya'nın tanrıları Athena, Apollon, Artemis, Ares ve Dionysos ise Zeus'un çocukları olarak kabul edildi. Gökyüzü tanrısı olan Zeus'ta, gökle ilgili doğal güçlerin hepsi kişileşir. Işık, aydınlık, bulut, gök gürlemesi, şimşek, yıldırım Zeus'un emri altındadır. Gökteki nesnelerin uyumu, yeryüzündeki düzen, bilgelik Zeus'a bağlıdır. Ölümlüler ve ölümsüzler onun buyruğu altındadır. Zeus'un adına her zaman Kronosoğlu ve Olymposlu sıfatları eklenmiştir.Olympos'ta taht kuran tanrılar tanrısı Zeus, demirci tanrı Hephaistos'un yaptığı krallık asasını taşır. Jupiter&Thetis( Ingres, Jean-Auguste-Dominique ) Tasvirlerinde orta yaşlı, güçlü, uzun ve gür saç ve sakalı olan bir görünümdedir.Elinde Kykloplar'dan aldığı yıldırım demetini tutar. Yanında kutsal kuşu olan kartal vardır. Krallık gücünü simgeleyen asasını kime verirse o kral olur. Bütün krallar Zeus'tan doğma ve onun yetiştirmesi olarak kabul edilirler.Bu nedenle güç ve yetkilerini iyi kullanmazlarsa Zeus onları cezalandırır. En sevgili oğlu, geleceği bildiren tanrı Apollon, en sevdiği kızı ise akıl ve savaş tanrıçası Athena'dır. Zeus iyiliksever ve konukseverdir, zorda kalanlara, gariplere sevgi ve saygı gösterilmesini ister. Bu nedenle adalete dayanan insanca bir düzenin kurucusu ve koruyucusudur. Ulusların bağımsızlığının koruyucusudur. Zeus güçlü bir tanrı olmasına rağmen ölümlülere özgü zaafları ve tutkuları vardır. Karısı Hera'dan çekinmesine rağmen yasak aşklar yaşamaktan ve serüvenlere atılmaktan kaçınmamıştır. Bu ilişkilerinden bazılarında şekil değiştirdiği de görülür. Örneğin Zeus, Hera'ya soğuktan titreyen guguk kuşu şeklinde yanaşmıştır. Boğa kılığına girerek de Europe'yi kaçırmıştır. Leda bir kuğu biçiminde, Antiope'ye satir kılığına girerek yanaşmıştır. Babasının yer altındaki tunç kaplı bir odaya hapsettiği Danae'e altın damlası şekline girerek ulaşmıştır. Evli bir kadın olan Alkmene'yle de kadının kocasının görünümünü alarak birleşmiştir. Troya Kralının oğlu olan Ganymedes'i kartal biçimine girerek kaçırmıştır. Bu çapkınlıkların sonucu Apollon, Artemis, Athena, Ares, Hermes, Dionysos ve Persephone gibi ölümsüz (tanrı-tanrıça), Perseus, Herakles ve Dioskurlar gibi ölümlü çok sayıda çocukları olmuştur. Mitolojik Karakterler Argus Herşeyi görendir. Bir sürü gözü olan bir adam. Önceleri sadece 4 gözü olduğunu söylerler. Sonra 100 tane olmuş. Argus hakkında anlatılan pek çok hikaye vardır. Bi sürü macera geçmiştir başından. Arcadia'yı kırıp geçiren bir boğayı nasıl hakladığı, bir sığırı öldüren satyr'in hakkından gelişi, Apis'in öcünü alıp Echidna'yı öldürmesi meşhurdur. Argus, Io'yu Hera'dan korurken Hermes tarafından öldürülmüştür. Chimaera Ona Typhoeus ve Echidna hayat vermiştir. Vücudunun ön tarafı aslan, orta kısmı keçi ve bir yılan kuyruğundan oluşmuştur. Ağzından alev üfler. Lycia'yı sığırları öldürdüğü için acımasızca katletmiştir. Bellerophon tarafından öldülene dek, hayatını orayı burayı ateşe vererek geçirmiştir Cycloplar kafalarının ortasında tek gözleri olan devasa yaratıklardır. Üç tanesi gökgürültüsü, şimşek ve yıldırımı simgeler (Brontes, Steropes ve Arges). Gaea ve Uranus'un çocuklarıdır. Tarihin ilk demircileri onlardır. Cronus tahta geçtiğinde Cyclopları Tartarus'a hapsetmişti. Zeus onları kurtardı ve onlar da Zeus tarafında Titanlara karşı savaştılar. Zeus'a şimşek ve yıldırım olan silahlarını verdiler. Sonra da hayatlarını Zeus'un demircileri olarak Olypmos dağında geçirdiler. Aplollo, oğlu Asclepius'u öldüren Zeus'tan öç almak için onları öldürdü. Echidna Yarı nympha, yarı benekli yılan olan dişi bir canavardır. Ancak ordan geçenleri parçalayıp yemek için dışarı çıktığı bir mağarada yaşar. Bu yaratığın bir yaşı yoktur ama ölümsüz de değildir. Bir gün uyurken Argus tarafından öldürülmüştür. Typhoeus ile zaman zaman çiftleşerek şekilsiz yaratıklar doğurmuştur Hecatoncheires Hecatoncheires "yüz elli" anlamına gelir. Bunlar elli kafaları, yüz elleri olan kocaman yaratıklardır. Üç tanesi (Briareus [veya Aegeon], Cottus ve Gyges [veya Gyes] pek meşhurdur. Gaea ve Uranus'un çocuklarıdırlar. Uranus ile karşılıklı düşmanlıkları sonucu, babaları onları Gaea'nun rahmine geri yollamış ve hapsetmiştir. Onlar Gaea ile işbirliği yapmışlar ve Cronus ile annelerine Uranus'u öldürmesine yardım etmişlerdir. Ancak tahta geçen Cronus, onları Tartaros'a hapsedince, Zeus'la ortak olup babalarını tahtından indirebilmek için Titanlara karşı savaşında Zeus'a yardım etmişlerdir. Büyük kayaları bir seferde yüzer tane fırlatarak bu savaşta oldukça iyi iş çıkarmışlar ve sonra Zeus'un özel korumaları olarak hizmetine girmişlerdir. Giantlar Giantlar, Uranus'un hadım edilince akan kanından doğmuşlardır. Zeus ve Olympia lılara karşı ayaklanacak kadar güçlenmişlerdir. Tanrılar Giantları altedebilmek için bir insanın yardımına gereksindiklerinde, Hercules 0nlara yardım etmiş, Tartaros'a hapsedilmelerini sağlamıştırPython Python canavar bir yılandır. Hatta ona ejderha bile diyebiliriz Apollo, Dephi'de nasihat vermek için yerleşmeden önce onu öldürmüştür. Bu hareketi, Olympia tanrılarının daha önceki tanrılara karşı zaferi oalrak simgelenmektedir. Python ölümsüz olduğundan, Apollo bu cinayete karşılık bir kefaet ödemek zorunda kalmış ve onuruna Pythian oyununu icat etmiştirGorgonlar & Medusa Gorgonlar, saçları yılan olan dişi canavarlardır. Yüzleri o kadar çirkindir ki, onları gören erkekler taşa döner. Üçü de farklı köklerden gelir. Stheno ve Euryale, Phorcys ve Ceto'nun ölümsüz çocuklarıyken, Medusa'nın olayı farklıdır ![]() Medusa hayata çok güzel bir kız olarak başladığında, Athena onu çok kıskanmıştı. Poseidon'un Medusa'nın güzelliğinden başı öylesine dönmüştü ki, ona Athena'nın tapınaklarından birinde sahip oldu. Bu Athena için son derece aşağılayıcı bir davranıştı, o da Medusa'yı bir Gorgon yaparak cezalandırdı. Bir insan olarak doğduğu için ölümlüydü. Bu cezayla yetinmeyen Athena, daha sonra, Perseus'a onu yakalayıp öldürmesi için yardım etti. Perseus Medusa'nın başını kestiğinde, Poseidon'dan olan çocukları Pegasus ve Chrysaor dışarı fırladı. Kan damlaları Libya çöllerinde birer yılana dönüştüler. Daha sonraları bu yılanlardan biri Mopsus'u öldürmüştür. Perseus Medusa'nın kestiğikafasını alıp gittikten sonra, Athena olay yerine geldi,Medusa'dan geriye ne kaldı iyi bir inceledi. Derisini yüzüp Aegis'in markası yaptı. İki damla kanını da Kral Erichthonius'a biri hastalıklara deva, diğeri öldürücü bir zehir olarak hediye etti. Nymphalar Nymphlar da hadım edilen Uranus'un kanından doğmuşlardır. Typeous Typheous, ağzından alev saçan, yüz kafalı bir canavardır. Hiç uyumaz, birkaç kafası uyurken diğerlerinin gözleri hep açıktır. Gaea onu, Olypmos'lulara yenilmek üzere olan çocukçları Titanları koruması için doğurmuştur. Hatta Typheous neredeyse bunu başarmak üzereydi. Zeus'u kaçırmış, tek tek tüm sinirlerini ayırmıştı ki Hermes onu kurtardı. Sonra Zeus yıldırım silahlarıyla onu öldürdü. Ejderha, Sicilya'da Etna dağının altında gömülmüştür. Cerberus Cerberus, Typhoeus ve Echidna'nın çocuklarından biridir. Üç kafalı, yılan kuyruğu olan bir köpektir. Yeraltı dünyasının kapı bekçisidir. Ölülerin girmesine izin verir ve asla dışarı çıkmalarına göz yummaz. Kapıdan geçebilen birkaç kişiden biri olan Orpheus, karısı Eurydike'i ölümden kurtarmak için, onu şarkılarından biriyle uyutmuş ve içeri girmeyi başarmıştır. Hercules'in son işi de, Cerberus'u yeraltı dünyasından kaptığı gibi Kral Eurystheus'a sergilemektir., Siren kardeşler; denizcilere tuzak kurup onları öldürmeleriyle ünlüdür. Karşı koyulmaz şarkılarını dinleyip büyülenerek adalarına doğru gelmeye çalışan denizcilerin, azgın dalgalara ve keskin kayalıklara çarptıklarında gemileri parçalanır. Sirenlerden tek kurtulanlar Jason, Argo ve Odysseus'tur. Pegasus Pegasus, kanatlı br at ve çok iyi bir uçucudur. Medusa ve Poseidon'un çarpık ilişkisinde döllenmiş, Medusa'nın kafası kesildiğinde doğmuştur. Bellerophon tarafından evcilleştirilmiş, Chimera'yı vahşice öldürmesi sırasında ona hizmet etmiştir. Bellerophon onu Olympos dağına doğru uçururken, Zeus tarafından düşürüldü ama Pegasus Olympos dağına kadar uçabildi ve bundan böyle hayatını Zeus'un silahlarını taşıyarak geçirdi. , Chrysaor da Medusa ve Poseidon'un çarpık ilişkisinden doğmuş ve Medusa'nın kafası kesildiğinde dışarı fırlamıştır. Cesur ve yiğit bir savaşçı olmasından başka hakkında pek fazla bilgi yoktur. İsmi, Altın Kılıç anlamına gelir. Geryon'un babasıdır. His name meant Golden Sword. He fathered Geryon. Görüntüsü pek bilinmemektedir ama ailesine bakılacak olursa onun da garip bişey olduğu şüphesizdir ![]() HERA (Iuno) Baş tanrı Zeus'un karısı ve kız kardeşidir. Yunanlılara göre Zeus ile Hera'nın düğünleri, yeryüzündeki her türlü bolluk ve verimliliğinin simgesidir.Bu evliliğe Hieros Gamos(Kutsal evlilik) adı verilir. Zeus ile Hera'nın evliliğinden Ares, Hebe ve Hephaistos doğmuştur. Zeus ile Olympos'a yerleşen tanrıça Zeus'un saltanatını paylaşmıştır. Onun gibi hayata, dünya düzenine, fırtına, rüzgar ve yağmurlara, mevsimlerin değişmesine hükmetmiştir. Her şeyden önce kadınları gözetir, onların hayatını düzenler, analığı ve doğumu koruyan bir tanrıça olmuştur. Evliliğin kutsal düzenini bozan herkes özellikle de Zeus'un sevgilileri ve çocukları en büyük düşmanlarıdır. Simgeleri tavus kuşu, nar ve zambaktır. Hera daima dolgun vücutlu, gür saçlı güzel bir kadın olarak tasvir edilmiştir Hera aynı zamanda geçimsiz, hırslı, kindar ve tutkulu bir kadındır. İşlerini çoğunlukla düzen kurarak yürütür. Hera tipik Yunan tanrıçası olarak Yunan yarımadasının ırk, soy, din ve dünya görüşlerini, çıkarlarını Anadolu'ya ve Ege'ye karşı savunmuştur. Argos Hera'nın kutsal ilidir. En ünlü tapınağı Samos adasında bulunur. Üç güzeller yarışmasında birinciliği Afrodit'e kaptırması Paris ve Troya'ya karşı bitmez bir kin duymasına neden olmuş ve Troya'nın yokedilmesini istemiştir. Savaş boyunca hep Akhaları tutmuş, savaş Troyalıların lehine döndüğü zaman İda Dağı'nda savaşı seyreden Zeus'un yanına gelerek onunla sevişip, oyalayarak diğer tanrılarla birlikte Akhalara yardım etmiştir. Hera, Afrodit'ten sonra en güzel tanrıça olduğu halde bunu hiç bir zaman kullanmamış, kendisine aşık olan erkekleri hep reddetmiş, Zeus'a hep sadık kalmıştır. Güzelliğini hep Zeus'a sunmuş, her yıl Kanathos Irmağının kutsal sularında yıkanarak bekaretini geri almıştır. ETİKETLER:HERA,IUNO "Green"]Hermes, Ares ve Hephaistos Hermes Hermes de Zeus’un oğludur. Atlas’ın kızı Maia onun annesidir. Hermes çevik ve uyanık bir tanrıdır. Önceleri sürüleri korumakla yükümlü bir tanrıydı, çobanlık tanrısıydı, giderek nitelik değiştirdi, hekimlik, ticaret ve hırsızlık tanrısına dönüştü. Hermes’in hekimliğe simge olmuş olan büyülü sopasıyla dolaştığı düşünülür. Defne ya da zeytin dalından olan bu sopaya iki yılan dolanmıştır. Hermes aynı zamanda Zeus’un haber taşıyıcısıdır. Yaratıcı zekasıyla hırsızlıkta ustadır, çaldığını sezdirmeden çalar. Hırsızlığa doğduğu gün başlamıştır. Gün doğarken dünyaya gelmiş, aynı gün güneş batmadan Apollon’un koyunlarını çalmıştır. Koyunları Zeus’un buyruğuyla geri vermiş, özür dilemek için Apollon’a lir adlı üç telli çalgıyı yapıp armağan etmiştir. Sağlığı kollamak kadar önemli bir işi daha vardır: ölülere yol göstermek. Hermes destanlarda adı en çok geçen tanrıdır. Birincil tanrıların yanında ikincil bir yer tutar gibidir. Ares Savaş tanrısı Ares Zeus’la Hera’nın oğludur. Homeros’un bildirdiğine göre Zeus da Hera da ondan nefret ederlermiş. Kana doymayan ahlaksız biri olarak tanıtlanır, bu yüzden hiçbir site onu özel olarak yüceltmek istememiştir. Yunanlılar onun Trakya’dan gelmiş olduğuna inanırlardı. Hephaistos Ateş tanrısı Hephaistos Zeus’la Hera’nın oğludur. Çirkinliği ve biçimsizliğiyle ünlüdür. Doğduğunda çirkinliğinden çok etkilenen annesi onu Olympos’un tepesinden atmış. Çirkin Hephaistos çalışkanlığın simgesidir. Barışçıdır. İnsanlara yakındır: ne kadar göklerdeyse o kadar yerdedir. Zanaatçılara yardım eder, demircileri ve dokumacıları korur. ÜÇ GÜZELLER MASALI (İLK GÜZELLİK YARIŞMASI) Peleus'la Thetis'in Olympos'ta kutlanan bir düğününe Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş... fesatlık bu ya boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atıvermiş, elmanın üzerinde "en güzele" yazıyormuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş, ama Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera'ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris'i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus'un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde "en güzele" diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça... Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris'in altın elmayı tutan eli kımıldamış... herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs'e doğru uzanmış. Paris üzerinde "en güzele" yazan altın elmayı Venüs'e vermiş... PARİS DEDİKLERİ Paris, öbür adıyla Aleksandros, Troya kralı Priamos'la karısı Hekabe'nin en küçük oğlu. Kraliçe onu doğurmadan birkaç gün önce uykusunda bir düş görmüş: karnından çıkan bir alev Troya surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyormuş. Falcılar bu düşü kötüye yorumlamışlar, doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek demişler. Bebek doğunca da Priamos onu İda dağına bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak Paris'i dağa bırakmış , vahşi hayvanlar hakkından gelir diye düşünmüş. Ama öyle olmamış, bir dişi ayı gelip bebeği emzirmiş. Bir süre bu böyle gitmiş, sonra çocuğu Agelaos adındaki bir çoban bulmuş, evine götürmüş ve kendi çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris çobanlar arasıdan güzelliği yardımseverliğiyle dikkati çekermiş, sürülerine çok iyi baktığı için, ona koruyucu anlamına gelen Aleksandros adını takmışlar, dağda önce Oinone adlı bir nympha ile sevişmiş. Evlenmişler, ama mutlulukları uzun sürmemiş. OİNONE Oinone İda dağının nymphalarından biridir. Paris ile evlenir. Paris güzellik yarışmasında yargıç olarak çağrıldığında onu vazgeçirmeye çalışır ama başaramaz; ancak bir gün yaralanırsa onu gelip bulmasını söyler. Apollon'un kendisine verdiği şifalı otlar vardır. Paris Troya savaşının sonlarında Philoktetes'in attığı bir okla yaralanınca Oinone'nin bu sözünü hatırlar, ona haber gönderir, ama nympha yardıma gelmez. Paris ölünce Oinone pişman olup canına kıyar. (Nympha: Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen nympha kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. Homeros'a göre nympha'lar Zeus'un kızlarıdır.) ANKHİSES Troya kral soyundan olan Asarakos'un oğlu Ankhises Tanrıça Aphrodite ile sevişmiş ve Aineias'ın babası olmuştur. Homerik denilen övgülerden Aphrodite'e ayrılmış olanı, bu sevişmeyi en ince ayrıntılarına dek anlatır: Tanrıça Ankhises'i İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken görür, delikanlının güzelliğine vurulur ve dağa iner. Övgüde "canavarların anası, bin pınarlı İda" diye tanımlanan İda dağına Aphrodite'in inişi, peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana tanrıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın büyüsüne kapılan hayvanların ormanlarda, fundalıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça Phrygia'lı bir genç kız kılığına girer de öyle görünür Ankhises'e. Troyalı prens arzu ile yanıp tutuşarak tanrıçaya yaklaşır. sevişmelerinin sonunda gülümser tanrıça, sevgilisine şöyle seslenir: Senin bir oğlun doğacak, Troya'lılara kral olacaktır o ve çocuklarına çocuklar doğacaktır sonsuzluğa dek! Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için nympha'lara vereceğini, onu beş yaşında babasına tanıtacağını ve çocuğun kimin olduğu sorulursa sakın Aphrodite'in oğlu olduğunu bildirmemesini, yoksa Zeus'un yıldırımına çarpılacağını söyler ve Ankhises'i bırakıp gider. Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın sözünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün Aphrodite ile sevişmiş olmakla övünür ve çarpılır. Bunun sonucunda topal kaldığı, Troya'dan kaçarken Aineias'ın onu sırtına almasının nedeninin bu olduğu anlatılır. Hera (Junon) Hera - (Junon) Zeus'un karısı ve kız kardeşi, Kronos ve Rheia'nın kızları. O aile ve evliliğin Tanrıçası kabul edilmiştir. Mitolojide Hera çok kıskanç ve zalim bir kadın olarak tanımlanır. Hera, Zeus'un ikincil ilahelere ve ölümlü kadınlara ilgi duymasını bir türlü içine sindiremez ve onları sürekli tehdit altında tutar. Paris evrende Hera'dan daha güzel bir kadın bulunduğunu söylediği için ona hakaret etmiş ve Hera Troya'nın düşmanı olmuştur. Zeus ve Hera'nın İlithya ve Hebe adında kızları, sanayi Tanrısı Hephaistos ve savaş Tanrısı Ares oğulları olmuştur. Hera savaş Tanrıçası olmamasına rağmen bazen savaşçı kişiliğini ortaya koyar. Kutsal hayvanları, inek ile tavus kuşunu sever (korur), şehri de Argos'dur. POSEIDON (Neptün) Zeus'un kardeşidir. Zeus ona denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini vermiştir. Poseidon'a yer altında yürüyen denir. Depremler yaratır ve karaları sarsar. Aynı zamanda atlarında tanrısıdır. Tunç nallı atların çektiği arabası ile hem denizin altından hem de üstünden gidebilir. Yunus balığının yanısıra Poseidon'un elinde taşıdığı üç çatallı yaba onun simgesidir (atribu). Bu yabayı fırlattığı zaman, denizde fırtınalar ve korkunç dalgalar yaratabilir. Görünüşü Zeus'a benzer, orta yaşlı ve sakallıdır. Poseidon, Zeus ve Athena ile devamlı mücadele halindedir. Özellikle Atina kentinin baş tanrısının belirlenmesi için mücadele vermişlerdir. Poseidon kente at, Athena da zeytin ağacı bağışlamıştır. Atinalıların Athena'nın bağışını seçmeleri üzerine kızan Poseidon yabasını yere vurmuş kentin de içinde bulunduğu yarım adanın tuzlu sular altında kalmasını sağlamıştır. Poseidon, Nereidlerden (su perisi) Amphitrite ile evlidir. Bu tanrı çiftinin Triton adındaki çocuklarının vücudunun üst yarısı insan, alt yarısı balık şeklindedir. Birleşme yerinde de bir çift at bacağı vardır. Daha sonraları bu tür deniz canavarlarının hepsine birden Triton denmiştir. Triton deniz kabuğundan (deniz minaresi) borusunu öttürerek, denize hükmeder. Tatlı ve güzel nağmelerle denizin azgın dalgalarının yumuşamasına neden olur. Poseidon'un başka sevgililerinden çocukları da olmuştur. Bunlardan biri de insan yiyen bir dev olan Polyphemos'tur. Odysseus arkadaşlarını yiyen devi sarhoş edip, tek gözünü kör etmiştir. Bu nedenle de Poseidon'un düşmanı olmuştur. İlyada İlyada'yi anlatmaya başlamadan once, şoyle bir neler olmuş bitmiş esas konunun oncesinde onu anlatalim. truva savaşi'nin başlamasinin nedeni troy kralinin oglu paris'in bir guzellik yarişmasinda afrodit'e kiyak gecmesi (ki karşiliginda afrodit'ten sparta'ya gidip helen'e ulaşmasi yardimini ve garantisini almiştir) ve onu bu yarişmada birinci secerek, helen'i kendisi ile birlikte troy'a kacmasina ikna etmesidir. helen, yunanlilarin (akha) krali menelaus'un zevcesidir. bu kacirma/kacma olayinin akabinde menelaus devasa bir ordu kurar, ordunun genelkurmay başkanligina da kardeşi agamemnon'u getirir. bu orduda buyuk kahraman achilles de vardir. zaten kitabin baş karakteri de achilles'dir. ordu truva'ya gider ve savaş başlar. truva'daki bir kasabaya saldiri sirasinda cok guzel iki kiz bulunur ve rehin olarak alinirlar akhalar tarafindan. bunlarin isimleri briseis ve chryseis'dir. achilles ve agamemnon troya savaşinda o ana kadar gosterdikleri ustun başarilarindan dolayi bu kizlar kendilerine odul olarak verilir. chryseis, tanri apollo'nun rahipligini yapan chryses'in kizidir. chryses agamemnon'a kizini birakmasi icin yalvarir ama agamemnon bunu kabul etmez. bunun uzerine chryses apollo'dan yardim dilenir. işte ilyada bu noktada başlar. Apollo bir yunan kampina salgin hastalik yollar ve bu yunan ordusunun moralini bozar. peygamber calchus, agamemnon'un chryseis'i serbest birakmasi halinde salginin duracagini aciklar. agamemnon istemeyerek de olsa bunu kabul eder, fakat bu sefer de bu kaybini telafi etmek icin achilles'e verilen kiza (briseis) sulanir ve sahip olur. achilles onurunu kucuk duşurucu bu olaya cok sinirlenir ve askerlerini savaştan ceker. o gece achilles, annesi denizler kralicesi thetis'e zeus'a rica etmesi icin dua eder ve zeus'tan istedigi yunanlilarin savaşi kaybetmesini saglamasi ve boylelikle yunanlilarin achilles'e muhtac olarak ondan savaş alanina geri donmesini saglamaktir. bu sayede zedelenmiş onurunu tekrar saglayacagini duşunur. zeus bunu kabul eder, her ne kadar truvalilardan nefret eden hera (zeus'un karisi) bunu onaylamasa da. zeus agamemnon'u savaşi kazandiklarina ikna eder ve zafer (oyle oldugunu saniyor) sarhoşu agamemnon askerlerine savaşi aldiklarini ve eve donme vaktinin geldigini aciklar. bir başka kahraman savaşci odysseus bu askerleri durdurur ve tekrardan savaşa hazir hale getirir. truva'nin en buyuk savaşcisi hector tarafindan korkaklikla suclanan paris, helen'in kocası menelaus ile teke tek dovuşmeyi kabul eder. paris menelaus'a tam yenilmek uzereyken afrodit tarafindan kurtarilir. agamemnon savaşi kazandiklarini aciklarken, savaş tanrisi athena bir truva savaşcisina menelaus'u yaralattirir. ortalik yine karişir. artik tanrilar da savaşa katilmiştir. yunanli liderlerden diomedes, athena'nin yardimiyla yunanlilari başarili bir şekilde yonetir, truvali kahramanlardan aeneas'i ve ayrica afrodit'i yaralar. diomedes apollo'ya saldirip, ares'i yaraladiktan sonra tanrilar savaştan cekilir. diomedes glaucus'a saldirirken aslinda atalarinin arkadaş oldugunu ogrenir. bu ikili savaşmama karari alirlar. hector eve geri doner ve karisi andromache ve oglu astyanax'i truva duvarlarindan savaşi seyrederken bulur. sonra hector savaşa geri doner ve bir yunanli ile bire bir dovuş yapmak ister. cesur bir yunanli savaşci olan ajax kendisi ile dovuşmek icin secilir. hector tam oldurulecekken tanrilar yine sahne alir ve birden gece oluverir ortalik. bu da savaşi yeniden durdurur. her iki ordu da bu aşamada ateşkesi kabul eder ve olulerini gommeye başlarlar. yunanlilar bu sirada kamplarinin etrafina bir savunma duvari orerler. tanri zeus ve gizemli bir guc olan "fate" yunanlilarin işlerini bozarlar. hector komutasindaki truva ordusu yunanlilari endişeye sokar. truvalilarin başarisi uzerine agamemnon hatasini kabul eder ve odysseus'u, ajax'i ve phoenix'i tekrar savaşa geri donmesini ikna icin achilles'in yanina gonderir. phoenix achilles'in eski hocasidir. fakat achilles savaşmanin ona hic bir şey getirmeyecegini soyler ve savaş alaninda kalacagini ama kendi gemilerine ve bulundugu yere bir saldiri gelmedigi taktirde sava$a girmeyecegini soyler. daha da endişelenen agamemnon bir sabah erkenden odysseus ve diomedes'i bir casusluk gorevine gonderir ve bu ikisi bir truvali casus ve uykularinda olan bir cok truva muttefikini oldururler. ertesi gun agamemnon tekrar ordusunu savaşa sokar, ilk başlarda onemli başarilar alirlar ve "esrarengiz guc" fate truvalilarin kazanmasina karar verir. kampta bulunan achilles'in en yakin arkadaşi patroclus geri donen bir cok yarali asker gorur ve onlara yardim eder. bu sirada denizlar tanrisi poseidon (zeus'un kardeşi) yunan ordusuna yardim eder ve ordu tekrar truvalilarin on kisimlarina saldirir. olimpos daginda oturan hera, poseidon'un yunanlilara yardim etmesine sevinir. hera, yunanlilara yardim etmek icin zeus'u baştan cikarir ve onu uykuya gonderir. bu noktada yunan ordusu savaşi kazanmaya başlar. fakat tam bu sirada zeus uyanir ve poseidon'u evine yollar. zeus'un fikrine itaat edilir ve ona gore sadece apollo hector'u harekete gecirerek tartişmaya girebilirdi. hector ordusunu yunan gemilerine saldirmaya yoneltti. patroclus, achilles'den zirhini istedi ve boylelikle truvalilari yaniltabileceklerini soyledi. achilles istemeye istemeye olsa da bunu kabul etti ama sadece gemileri kurtarmasini, hayatini tehlikeye atarak truvalilara saldirmamasini istedi. patroclus, onun ordusu ile başarili bir sekilde truvalilari geri puskurttu ama bununla yetinmeyip zeus'un oglu sarpeton'u ve bir cok askeri oldurdu, truva duvarina saldirdi. apollo tarafindan yardim edilen hector patroclus'u oldurdu. akhalar bunun uzerine truvalilarin patroclus'un vucuduna işkence yapmamalari icin cabaladilar ancak hector'un achilles'in zirhini ele gecirmesini engelleyemediler. bunun uzerine menelaus achilles'e patroclus'un oldugu haberini iletti. bu haberi alinca hector cok uzuldu ve hektor'dan en iyi arkadaşinin intikamini almaya yemin etti. bu yemini kendisinin yakinda olucegini bile bile etti. achilles truvalilara saldirdi, geceleyin truvalilar bu saldiri karşisinda geri cekildiler ve akhalar patroclus'un olu vucudunu işkence yapilmaktan kurtardilar. truvalilar yeniliyor olmalarina ragmen hektor truva duvarlari icinde geri cekilmeyi reddetti. olimpos daginda metal, demir işlerinin tanrisi hephaestus achilles'e kaybettigi zirhini telafi edebilecek bir zirh yapti. yeni zirhi cok guzel işlendi. ertesi sabah thetis zirhi achilles'e getirdi. agamemnon ondan ozur diledi ama achilles'in aklinda sadece intikam almak vardi, o yuzden bu ozuru pek dikkate almadi. Truvalilar gelecek olan felaketi hissederken, tanrilar da her an savaşa mudahale edecekmiş gibi bekliyorlardi. ilk saldirida bir ara achilles, aeneas ve hector'u oldurmeye cok yaklaşti ama apollo onlari kurtardi. bunun ardindan achilles truvalilari xanthus nehrine dogru surdu ve sikiştirdi. genc bir truvali kendisine onlari affetmesi icin yalvardi ama onu dinlemeyen achilles burdaki tum truvalilari nehirde bogdu. bu olaya sinirlenen bir nehir tanrisi achilles'i bogmak istedi ve achilles ortadan kayboldu. fakat poseidon, athena ve hephaestus onu kurtardilar. bunun uzerine diger tanrilar da savaşa dahil oldular. tamamen yenilen truvalilar kendi şehirlerine donduler fakat hector şehrin duvarlarinin dişinda kaldi. achilles'e karşilaşmaktan korkuyordu ama başka caresi de yoktu. achilles gorununce hector kacmaya başladi. achilles şehir duvarlarini 3 kez dolaşti hector'u bulabilmek icin. zeus hector'un olmesine karar verdi. bunun uzerine hector achilles ile karşilaşti ve dovuşu kaybetti. achilles hektor'un vucudunu kendi at arabasina bagladi ve arkasinda surukledi. hector'u bu halde goren anne ve babasi feryat figan agladilar, andromache hector'un geri gelecegini bekliyordu ama olusunu gorunce izdirabindan bayildi. achilles sonraki gunler de hector'un vucudunu ayni şekilde suruklemeye devam etti. o ana kadar gomulmemiş olan patroclus'un vucudu, hayaletinin achilles'e yalvarip kendisini gommesini istemesi uzerine gomuldu. zeus achilles'in yaptigi hatalardan sonra problemi cozmeye karar verdi ve tanrica iris'i priam'a gonderdi. priam achilles ile konuştu ve achilles hector'un vucudunu serbest birakti. daha sonra truvalilar hector'un vucudunu gomup yas tuttular. yunanlilar tam zafere icinde askerlerin bulundugu dev bir ati şehir duvarlarindan gecirerek elde ettiler. Eserin milattan once 750 ile 675 yillari arasinda yazildigi duşunuluyor. Su ve Yeraltı Tanrıları Su ya da deniz tanrıları geniş bir topluluk oluştururlar. Onların başında denizlerin ve dingin suların efendisi Poseidon vardır. (Denizler’i Akdeniz, dingin suları da Karadeniz karşılar.) Deniz tanrılarından biri de Okeanos’tur. Evreni çevreleyen “Okeanos” ırmağının efendisi olan Okeanos dişi titanlardan Tethys’in kocasıdır. Karıkocanın Okeanis denilen birçok kızı vardır. Bu deniz perileri ırmakları ve kaynakları simgeleştirirler. En çok bilinen Styks, Kallirroe ve Arethusa’dır. Su tanrılarından Pontos, Gaia’nın oğludur, adı “deniz uçurumu” anlamına gelir. Büyük oğlu Nareus, Doris’le evlidir. Nareus’un kızları Nareis’ler sayıları otuzla elli arasında düşünülen deniz perileridir. Başlıcaları Thetis, Amphitrite, Galateia’dır. Amphitrite, Poseidon’la evlidir. Triton, Amphitrite’yle Poseidon’un oğludur, bazen korkunç bazen iyilikçi bir tanrı olarak gösterilmiştir. Geleceği bildirir, büyük bir deniz salyangozu kabuğuyla her yerden duyulacak biçimde ses çıkarır. Herakles’le dövüşmüş, Dionysos’a şarabın etkisiyle yenilmiştir. Poseidon’la Amphitrite’nin canavar sürülerine bakar. Geleceği okumak ve istediği biçime girmek yeteneğini Poseidon’dan almıştır. Yer altı tanrılarına gelince, onların başı Zeus’un kardeşi Hades’tir. Yeraltında ayrıca intikam tanrıçaları Erinya’lar vardır. Bunlar ahlak kurallarını korurlar, bu kurallara karşı gelenleri cezalandırırlar. Bu acımasız ama dürüst tanrıçalar Kronos ile Nyks ‘in kızlarıdır. Korkunç canavarlar biçiminde tanıtlanmışlardır. Aile düzenini korurlar, aile düzeyinde cinayetlerle ilgilenirler. Uyku tanrısı Hypnos, Erebos’la Nyks’in oğlu Thanatos’un (Ölüm) ikiz kardeşidir. Yeraltında yaşar, oradan insanlara uyku ve düş gönderir. Titan ’lar Tanrılar oluşmuş varlıklardır, doğal olarak oluşumlarının bir tarihi vardır. Bu tarih içinde Titan’lar yaratıcı evrensel güçle tanrılar arasında bir geçiş yeri oluştururlar. Titanlar eski tanrılardır, iri ve güçlü varlıklardır. Önceleri onlar egemendiler. En önemlileri Kronos’tu. Oğlu Zeus yönetimi ele alana kadar tüm tanrıların başında o bulundu. Okeanos ya da evreni çevreleyen ırmak; karısı Tethys; güneşin ve ayın babası Hypeiron; belleği simgeleyen Mnemosyne adaleti simgeleyen Themis; dikkati simgeleyen İapetos; dünyayı omuzlarında tutan Atlas; insan türünün kurtarıcısı Prometheus başlıca titanlardır. Bunlar yönetimin Zeus’a geçişiyle silinip gitmediler, ikincil bir yer tutarak varlıklarını sürdürdüler. Belki de gittikçe karmaşıklaşan, yönetilmesi gittikçe zor olan bir dünyada onların birincil bir yer tutması olanaksızdı. Titanlar arasında sonradan en çok Prometheus önemsenmiştir. Prometheus tanrılılardan tiksiniyordu. Bilinç simgesi olan ateşi tanrılardan çalıp insana armağan etmiş, insana insanlığını kazandırmıştı. Bunu yaparken Zeus’la kötü olmayı bile göze almıştı. “Prometheus insanlık tarihinin ilk azizi, ilk kahramanıdır” der Marx. Zeus elbette tanrılığın insana geçmesini hoş karşılamayacaktı. Prometheus’u bir dağın tepesinde zincire vurdular. Bir kartal onun karaciğerini durmadan yiyordu, ne var ki karaciğer tükenmek bilmiyordu. Prometheus’u bu sonsuz acıdan kurtaran Herakles oldu. Güçlülüğün simgesi kahraman Herakles kartalı öldürdü ve Prometheus’un sonsuz cezasına son verdi. Kybele Tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde,Akdeniz çevresinde,kuzey ülkelerinde,Asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerle anılan ancak hep aynı öze indirgenebilen bir Ana Tanrıça ile karşılaşılır.Uzun zamandır yapılmakta olan arkeolojik çalışmalar sonucu ana tanrıça dininin kaynağının Anadolu olduğu kesinlik kazanmıştır. Hacılar ve Çatalhöyük'te yapılan çalışmalar ana tanrıça motifinin MÖ.6500-7000'lere kadar uzandığını ortaya koymaktadır.Ana tanrıça ayakta,oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.Geniş kalçalı,karınlı,iri göğüslü ve daima çıplaktır.Kalça,göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı,üremeyi,dişiliği,hayatın sürmesini ve bereketi simgeler.Ana tanrıçanın bu özellikleri Kybele'den Artemis'e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır.Heykellerin bir bölümünde doğum yaparken gösterilir.Bazen göğsünün üzerinde, kollarında bir erkek çocuğu taşır.Bu,tanrıçanın hem çocuğu,hem de sevgilisi olan Attis'tir. Ana tanrıça oturmuş ya da doğum anındaki pozisyonlarında iki yanında leoparla gösterilir. Leopar,ana tanrıçanın kutsal hayvanıdır ve onun hayvanların kraliçesi olmasını ve doğa üzerindeki sınırsız egemenliğini simgeler. Frig yazıtlarında karşımıza Matar ya da Mother adıyla anılan bir ana tanrıça çıkar.İki kez de Kubileya adıyla anılır.Ana tanrıça motifleri arasında en bilinenidir.Kubileya,"dağların" demektir.Bu isim tanrıçanın doğaya ait olduğunu gösterir.Batı dillerine,Mehter ya da Mother (ana,anne) olarak girmiştir.Roma dünyasında Manga Mather,büyük ana anlamındadır.Buna ek olarak,Grekler ve Romalılar onu Frigce Kubileya adından ya da sıfatından dolayı Kybele (Cybele) biçiminde çağırdılar.Ancak dualarda Ana-Anne biçiminde anıldı.Hellenistik dönemde adı Kybebe'dir. Kybele'nin Prehistorik dönemlerden beri gelen ana tanrıçayla ilişkisi olduğu önerilmektedir.Bronz ve Erken Demir Çağı'nda ana tanrıça geleneğinin devam ettiği belirtilir. Ancak esas tartışma Geç Hititlerdeki Kubaba adlı tanrıçanın Friglerin tanrıçası ile aynı olup olmadığı üzerinedir.Friglerin Mother olarak adlandırdıkları ana ile özellikle Kargamış'ta Kutsanan Kubaba'nın ilişkisi henüz kesinlik kazanmış değildir. Anadolu'da fazla tanınmamış çok sayıda Kybele anıtı vardır.Bunlar özellikle Afyon-Eskişehir civarında yeralan Açıkhava tapınaklarıdır.Burada nişin içinde,ortada ana tanrıça, iki yanında arka ayakları üzerinde duran birer aslan kabartması bulunur.Ana tanrıçaya tapınmaya gelenler,Kybele'nin simgelediği bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kybele'nin ve aslanların üreme organlarını dokunarak aşındırdıkları görülmektedir. Ana tanrıçanın çok iyi bilinen bir efsanesi vardır.Bu efsane de hem analık niteliği hem de kültünün özellikleri anlatılmaktadır.Tanrıça,Attis (ateş) adlı erkeğe aşık olur.Attis, Kral Midas'ın kızıyla evlenmek üzereyken karşısına çıkarak çıldırtır ve kendi kendisini hadım etmesine neden olur.Akan kanda bit ve çiçekler,menekşeler biter ve Attis bir çam ağacına dönüşür.Bir başka efsaneye göre Attis,ana tanrıçanın tek başına yarattığı oğludur,büyüdükten sonra da onun sevgilisi olmuştur.Attis Efsanesinde simgelediği gibi akan kan yitirilen erkeklik gücü daha evrensel bir nitelik kazanarak bereket ve canlılığın daha geniş bir alana, yani bütün doğaya geçmesini sağlamaktadır.Kybele,şiir ve düzyazıda adından en çok söz edilen tanrıçalardan biridir.Özellikle Romalı yazarlar Kybele'den sık sık bahsetmişlerdir. EROS ( AMOUR ) Eros annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir, insanların gönüllerini aşk ateşi ile yakar, insanların mutluluklarını yada sonlarını hazırlardı. Sırtında bir çift kanadı vardı. Bu kanatlarla uçarak dünyayı dolaşır geçtiği yerlere çiçek kokuları saçardı. Eros'un elinde her zaman okları olurdu. Bu oklarla insanları kalplerinden vurur onları birbirlerine aşık ederdi. Ve bir gün kendiside bir güzele aşık oldu. Psykhe (Ruh) bir kralın üç kızının en güzeli idi. Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler onu Aphrodite sanıyorlar ona tapınıyorlardı. Aphrodite bir ölümlü ile karıştırılmaktan hiç hoşlanmamıştı. Bu yüzden bir gün oğlu Eros'u yanına çağırdı ve onu dünyanın en çirkin erkeğine aşık ederek cezalandırmasını istedi. Eros annesinin isteğini yerine getirmek için hemen yola koyuldu. Psykhe'yi bulduğunda, çok gururlu alon ve kimseye aşık olmamakla övünen bu genç kızı, dünyanın en çirkin, en kötü erkeğine aşık etmeye niyetliydi ancak kalbini nişan alarak oku atmak üzereyken Psykhe'nin güzelliği aklını başından aldı. Onu başkasına aşık etmek isterken kendisi aşık olmuştu. Psykhe'yi alıp sihirli bir saraya götürdü. Bu saray uyuyan bir ormanın ortasında kurulmuş, muhteşem fakat ıssız bir saraydı. Kanatlı güzel delikanlı gece karanlık düştükten sonra kendini göstermeden saraya giriyor ve sevdiği ile buluşuyordu. Sihirli sarayda bir insanın isteyebileceği her şey vardı. Fakat Psykhe'nin tek istediği kendisini deliler gibi seven bu delikanlının yüzünü görmekti. Fakat Eros bunu kabul etmiyordu, gece hep karanlıkta geliyor ve güneş doğmadan da gidiyordu, akşamları sarayda ateş yada mum yakılmasını yasaklamıştı. Psykhe ne kadar yalvrsa da fayda etmedi. "Aşkımızın sırrını kalbinde taşıdığın sürece mutlu olacaksın" dedi Eros "Beni görmeyi aklından bile geçirme, kim olduğumu yada kimin oğlu olduğumu öğrenme, bilmeden tanımadan beni körü körüne sev..senden gizlenen şeyleri öğrenmeye çalışarak mutlu olma fırsatnı elinden kaçırma." Ve Psykhe de bunu kabul etmiş..Eros'u görmeden kim olduğunu bilmeden körü körüne sevmişti. Irlikte çok mutluydular ancak Psykhe'nin kızkardeşleri onların bu mutluluğunu kıskandılar..bir gün kardeşlerini ziyarete geldiklerinde ona sevdiği delikanlının dünyanın en çirkin en iğrenç en vahşi görünüşlü adamı olduğunu söylediler. Eğer güzel bir delikenlı olsaydı, sevdiğinden yüzünü gizlemezdi, seni böyle ıssız bir sarayda tutmzdı dediler. Ve ona gece sevdiği gelmeden önce yanan bir lambanın üzerine vazoyu ters çevirip koymasını söylediler. Böylece Eros uyuduktan sonra vazoyu kaldırıp aydınlıkta onun yüzünü görebilecekti. Psykhe merakına engel olamayarak kardeşlerinin dediklerini yaptı. Yanan lambayı bir vazonun altına gizleyerek sevdiğini beklemeye başladı. Eros her şeyden habersiz saraya dönmüş kendinisevdiği kadının kollarının arasına bırakmıştı. Kısa sürede uykuya daldı. Psykhe Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavaşça yataktan kalktı ve ters çevirdiği vazoyu alarak lambayı eline aldı, yatağa yaklaştığında gördükleri karşısında hayrete düştü. Çirkin ve iğrenç bir erkek görmeyi beklerken genç çok yakışıklı bir erkekle karşılaşmıştı. Eros'un yakışıklılığı dünyada ki başka hiç bir erkekle kıyaslanamadı. Yüzü tarif edilemeyecek kadar güzel bu delikalıyı görünce Psykhe'nin ona duyduğu aşk daha da arttı..sevdiğini alnındn öpmek için eğildiğinde elindeki tabağı düz tutamadığından içinde fitil bulunan lambanın kızgın yağından bir damla Eros'un çıplak omzuna damladı. Eros duyduğu acıyla sıçrayarak uyandı. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip yüzünü görmek için ona oyun oynadığını anlayınca hemen kanatlarını açıp uçarak oradan uzaklaştı. Eros'un gitmesiyle Psykhe için yaptığı büyülü sarayda bozuldu. Psykhe üzüntüden ne yapacağını bilmez olmuştu. Hatası yüzünden dünyada her şeyden çok sevdiği kişiyi kaybetmenin acısıyla yollara düştü Sevdiğini tekrar bulma ümidiyle tüm dünyayı dolaştı, sayısız yerler gezdi am bir türlü Eros'un izine rastlayamadı. Nihayet dolaşmaktan bitkin bir halde Aphrodite'in sarayının kapısını çaldı. Onun kendisine acıyıp oğlunun yerini söyleyebileceğini düşünmüştü ancak Aphrodite ona yardım etmek bir yana onu bir köle olarak çalıştırmaya başldı. Zavallı Psykhe sevdiğine ulaşabilmek için buna da razı oldu ve tek kelime dahi etmeden kendisine emredilen her şeyi yaptı. Eros için her türlü acıya katlanmaya razı oldu. Nihayet bir gün Eros'un yanan omzu iyileşti ve kendisine bu kadar yürekten bağlı olan sevgilisinin kaderini değiştirmek için Olympos'a gitti. Zeus'un ayaklarına kapanıp Psykhe'nin kurtarılması ve kendisine eş olarak verilmesi için yalvardı. Zeus onun tüm isteklerini kabul ederek Hermes'e Psykhe'nin Olympos'a getirilmesini emretti. Psykhe tanrılar katına getirildi ve orada hayatta her şeyden daha çok sevdiği erkekle evlenerek çok mutlu bir hayat sürdü. Aka Toplumunun Özellikleri Yunan toplumu daha bu destanlara konu olan Akalar zamanında parçalanmış bir toplumdur. Bu toplumu gözüpek savaşçı ve toprak adamı olan krallar yönetir. Yalnız kralların sözü geçer, bir de toprak sahibi aile başkanlarının. Destanlarda, bu krallar ve aile başkanları öndedir, halkın yaşamından çok soyluların yaşamı açıklanır. Gerçekte yaşamları destana konu olabilecek olanlar soylulardır, savaşı yönetenler, savaşta küçük düşebilecek ve kahraman olabilecek olan soylulardır. Halk denilen insan toplulukları savaşın basit gerecinden başka bir şey değildir. Korunmalı savaş giysileriyle görkemli görünüşler çizen savaşçılar tantanalı savaş arabalarında birer tanrı gibidirler. Bu insanlar bir bakıma boş insanlardır. Vakitlerini avda, sporda, göz ve karın doyuran şölenlerde geçirirler. O dönem bize yüzyıllar sonrasını, Avrupa Ortaçağ’ını anımsatacak bir başka Ortaçağ’dır. Toprağın iktisadi yaşam için tek kaynak olduğu, kralların tüm değerli madenlere sahip çıktığı, ticaretin yok denilecek kadar az olduğu, para iktisadının henüz ortada görünmediği ve yaşamın değiştokuşla sürdüğü, deniz ulaşımının sandaldan bozma teknelerle yapıldığı, korsanlığın onur sayıldığı Yunan Ortaçağ’ı için en değerli tanıklar bu iki destandır. Bizi yunan kültürüne bağlayan tek kaynak Homeros’un şiirleri değil elbette. Bu şiirlerin ortaya koyduğu derin bilgi son zamanlarda yapılan kazılarla zenginleşmiştir. Kazıbilim uzmanı Heinrich Schliemann’ın 1870’de Hisarlık’ta, 1874-1880 arasında Mykenai ve Orkhomenos’ta sürdürdüğü kazıbilim çalışmalarıyla başlayan girişim, yunan uygarlığının ürünlerine ulaşma girişimi birçok kazıbilimcinin tutkusu oldu. Kazıların ortaya koyduğu bilgilerle Homeros’un şiirlerinde karşılaştığımız bilgilerin birbirlerini doğrulamakta oluşu bilim adına büyük bir kazançtır. DEMETER (Ceres) ve PERSEPHONE (Prosperina-Kore) Homeros destanlarındaki güzel saçlı, güzel örgülü kraliçe. Toprak ve bereket tanrıçası. Hesiodos'a göre Kronos ile Rheia'nın kızı, yani ikinci kuşak tanrılar soyundandır. Ekinleri ve özellikle buğdayı simgeler. Zeus ile birleşmesinden Persephone doğmuştur. Demeter'in yatağına girdi Zeus Canlıları doyuran, tarlalar tanrıçasının. Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter, yer altı tanrısı Aidoneus kaçırdı onu anasının koynundan ve bilge Zeus bıraktı kızını ona.(Hesiodos, Theogonie, 911 vd.) Demeter ekinleri ve özellikle buğdayı simgeler. En çok tapınım gördüğü yerler İtalya, Girit ve Trakya'dır. Onun tek efsanesi mevsimlerle ilgilidir. Bu efsane Yunan dünyasının daha çok buğday üreten bölgelerinde gelişmiş ve tutulmuştur. Hem efsanede, hem de tapınımında kızı Persephone ile birlikte anılır, bunlara "iki tanrıça" denir. Efsaneye göre Persephone bir gün oyun arkadaşlarıyla birlikte çayırda çiçek toplarken toprak yarılmış ve Hades arabasıyla çıkarak kızı yeraltı ülkesine kaçırmış ve orada ona nar yedirmiştir.İnanışa göre ölüler ülkesinde bir şey yiyen Hades'ten geri çıkamaz. Çok üzülen Demeter kızını aramak için yollara düşmüş ancak hiç bir yerde bulamamıştır. Bunun üzerine yaşama küserek ıssız bir köşeye çekilmiştir. Demeter'in küsmesiyle toprağın bereketi uçup gitmiş, kıtlık başgöstermiştir. Tanrı Zeus duruma müdahale ederek sorunu çözümlemiştir.Bundan sonra Persephone kışı kocası Hades'in, bahar ve yazı Demeter'in yanında geçirmeye başlamış ve toprağa yeniden bereket gelmiştir. Demeter'in çeşitli sevgilileri ve bu ilişkilerinden pek çok çocuğu olmuştur.Bunların içinde en ünlüsü, ölümlü bir erkek İasion'dan olan oğlu Plutos (Servet ve zenginlik tanrısı)'tur. Zeus'la Demeter'in kızı olan Persephone, Kore yani genç kız olarak ta anılmaktadır. Önceleri bereket ve toprağı simgelerken Hades tarafından kaçırılmasından sonra ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur. Aphrodite - (Afrodit, Venüs) Aşk ve güzellik Tanrıçası. En güzel Tanrıça şüphesiz kızıl saçlı Afrodit’ti. Afrodit aşk Tanrıçası olup, insanların birbirlerine sevgi ile yaklaşması için üzerlerine aşk iksirini damlatan, çiçekleri ve ağaçları baharda rengarenk donatarak,doğayı canlandıran üretken bir Tanrıçadır. O ateş Tanrısı olan ve çok sanatkar, ancak topal ve çok fazla yakışıklı sayılmayacak bir görünüme sahip olan Hephaistos ile evlenmiş. Afrodit ve Hephaistos’la ilgili mit her ikisinin de temsil ettikleri sanat ve aşk kol kola olması gerektiğini vurgulamaktadır. Güzellik, Aphrodite’yle gelirdi. Rüzgarları fırtına bulutları onu görünce kaçar, çiçekler toprağı süsler, denizin dalgaları kahkahalar atardı. Onsuz sevinç de, mutluluk da olmazdı. Güzel Tanrıça Afrodit’in adı Homeros’un İlyada’da anlattığına göre Truva (Troya) savaşının başlama nedeni olarak anılmaktadır. Ağaçlardan mersin ağacını, hayvanlardan kumruyu, bazen de serçe ile kuğuyu korurdu. Adonis Adonis, Yunan mitolojisine göre, Afrodit'in aşık olduğu ölümlü bir erkektir. Suriye kralının kızı Myrrha, Afrodit'e yeterli derecede tapınmadığ için Afrodit tarafından cezalandırılır ve kıza asla baş edemeyeceği bir baba arzusu verir. Myrrha bir şekilde babası ile 7 gün 7 gece beraber olur (bazı kaynaklarda 40 gün 40 gece olarak geçer). Babası son gece birlikte olduğu kişinin kızı olduğunun farkına varır ve onu öldürmek ister. Tanrılar kıza acıyarak onu mersin ağacına dönüştürler. Ağacın gövdesinden 9 ay sonra ölümlülerin en güzeli olan Adonis dünyaya gelir. Adonisin Ölümü Afrodit görür görmez ona aşık olur ve onu saklaması için Persephone'ye verir. Persephone de delikanlıya vurulmuştur ve onu geri vermek istemez. İki tanrıça arasında kavga çıkar. Zeus araya karışır ve Adonis’in 6 ay Afrodit’in, 6 ay Persephone’nin yanında kalmasına karar verir. Adonis yeraltına girdiğinde yaz biter, kış başlar, yeryüzüne çıktığında toprakların bereketi tekrar gelir ve ilkbahar olur. Adonis avlanırken bir yaban domuzunun saldırısına uğrayarak ölür. Sonra ölümünden kendine pay çıkartan Afrodit, gider Zeus'tan onu geri vermesini ister ARES'İN OĞLU KYKNOS Kan dökmekten bıkmayan zalim Ares'in çocuklarıda tıpkı kendisi gibiydiler. Bunlardan en yamanı Kyknos idi. Bu genç haydut dağ başlarında gezer, yolları keser, önüne çıkan yolcuları soyup soğana çevirir sonra kim olursa olsun hiç acımadan vahşice öldürürdü. Vahşiliğini daha da öteye götürüp öldürdüğü insanların kafatasından babası Ares için bir mağbet yapmıştı. Ama bir gün Kyknos, büyük kahraman Hercule ile karşılaştı. Her zaman ki gibi orman da dolaşıp kendisine soyacak bir yolcu ararken karşısına Hercule çıktı. Hercule hırsızlara ve katillere derslerini vermeyi kendine görev edinmişti, dünyayı dolaşarak bir bir insanlara zarar veren bu katilleri yakalıyordu ve Kyknos ta bunlardan biriydi. Kyknos Hercule'ün parlak kalkanını görünce bir an evvel ona sahip olma arzusu ile kim olduğunu bilmeden ona saldırdı. İki cesur adam şiddetli bir kavgaya tutuştular, güçleri birbirine yakın olduğundan kavga uzun sürdü. İkiside yorulmak nedir bilmiyordu. Derken Hercule uzun mızrağını savurdu ve Kyknos'u tam boğazından vurdu. Öğlunun öldüğünü öğrenen Ares çılgına dönmüştü. Hemen yer yüzüne inip çılgın gibi Hercule'ün saldırdı. Vahşi çığlıklar atarak mızrağını Hercul'e fırlattı aynı anda Athena oraya gelmiş ve mızrağın yönünü değiştirerek Hercule'e yardımcı olmuştu. Bunu üzerine Ares kılıcına sarıldı ama o daha kılıcını çıkaramadan Hercule üzerine saldırdı ve onu bacağından yaraladı. Ama o bir tanrıydı onu öldüremezdi. Bu yüzden onu yaralı haliyle bıraktı. Periler Ares'i Tedavi için tanrıların dağına götürdüler. Ama ondan önce Ares ölen oğlunu beyaz bir kuğuya çevirdi. ARES (Mars) Zeus ile Hera'nın oğludur.Bir başka adı Enyalios'tur. Kanlı ve acımasız savaşların tanrısıdır. Tanrılar tarafından hiç sevilmez, insanlar ise Ares'ten çok korkarlar.Savaş tanrısı Ares, Yunanistan'dan çok Mars adıyla İtalya'da saygı görmüştür. Ares, Homeros'un İlyada'sında kaba kuvvetin simgesidir. Azgın, çılgın, uğursuz olarak nitelendirilen Ares destanlarda insanların başbelası olumsuz bir varlıktır. Hera ve Zeus oğullarına yüz vermez, ondan hoşlanmazlar. Ares tanrıça Aphrodite'nin sevgilisidir.Bu beraberliklerinden Phobos (bozgun), Deimos (korku) ve Harmonia (uyum) doğmuştur. Phobos ve Deimos devamlı babalarına eşlik etmiştir. Çoğu kere Enyo* ve Eris de Ares'e eşlik etmiştir. Ares'in en büyük çekişmesi kardeşi Athena'yladır. Destanlarda Ares, körü körüne kanlı savaşların temsilcisi olarak, aklın yönettiği savaşı simgeleyen Athena'yla çatışır. Bu çekişme her zaman Athena'nın lehine sonuçlanır. Ares'in adına pek çok efsanede rastlanır.Odysseia'da karısı Aphrodite'nin Ares'le birlikte olduğunu öğrenen Hephaistos ağdan bir tuzak hazırlayarak onları yakalar. Ares hiç bir şiddet göstermeden oradan ayrılır ve memleketi olan Trakya'ya döner. Ares'in kızları olan Amazonlar'da buradan yayılmışlardır. Atina'da adam öldürenler ve dini suç işleyenler Aeropagos yani Ares Tepesi olarak isimlendirilen bir tepede yargılanırdı. ---------------------- *Enyo; Kaynakların büyük bölümünde Ares'in kızı olarak geçen savaş tanrıçası.Homeros. Enyo'yu iller yıkan bir tanrıça olarak tanımlar.Eris;Kavga tanrıçasıdır.Gece tanrıçası Nyks'in kızıdır.Üç güzeller yarışmasında çok önemli bir rol oynar.Tanrılar arasında hiç sevilmeyen ve sürekli tatsızlık çıkardığı için şölenlere davet edilmeyen Eris yine böyle bir törene, Peleus'la Thetis'in düğününe davet edilmez.Bunun üzerine, üzerinde en güzele yazılı altın bir elma gönderir.Bu olay giderek büyür ve Troya savaşına yol açar. Olimpos Yunan mitolojisinde Tanrıların oturduğu dağ. Yunanistan'ın en yüksek dağı olan Olimpos dağı, Yunan mitolojisinde tanrıların oturduğu dağdır. Tanrıların kralı Zeus'un meskeni olan Olimpos, Zeus dışında, Yunan mitolojisinin 12 büyük tanrısının evidir. Bu 12 büyük tanrıya, diğer ufak tanrılardan ayırmak için, "Olimpiyan" (Olympian) veya "Olimposlu tanrılar" da denir. Olimpos'da sürekli olarak yaşayan ve her kaynakta Olimpiyan olarak geçen 10 tanrı vardır bunlar: • Zeus, • Hera, • Poseidon, • Ares,Hermes, • Hephaistos, • Afrodit, • Apollo, • Athena, • Artemis'tir. Bunların dışında, 12'lik Olimpiyan tanrılarından zaman zaman sayılan, zaman zamansa sayılmayan, ve sürekli olarak Olimpos'da bulunmayan 4 tanrı vardır: • Hades, • Demeter, • • Dionysos, • Hestia. Hestia Olimpos'daki yerini Dionysos'a bırakarak insanlar arasında yaşamaya başlamıştır. Yer altı ve ahiretin tanrısı olan Hades ise, Çoğu zaman Olimpiyan sayılmasına karşın genelde yer altında yaşadığı için sürekli Olimpos'da yaşamaz. Demeter'in kızı olan Persephone da 6 ay yer altı dünyasında kocası Hades ile yaşar, 6 ay ise Olimpos'da diğer tanrılar ve Demeter'le yaşar. Olimpiyan olarak adladırılabilen bu 14 tanrıyı görevleriyle beraber sıralarsak: • Zeus; tanrıların kralı, en büyük tanrı, Olimpos'un ve tanrılar da dahil olmak üzere her şeyin yöneticisi. • Hera ;Zeus'un karısı, evliliğin tanrıçası. • Poseidon; Okyanusların, denizler aleminin tanrısı. Zeus'dan sonra gelen 2 büyük tanrıdan biri (diğeri Hades). • Hades; Yer altının ve ahiretin tanrısı, ölen insanların ruhlarıyla o ilgilenir, Zeus'dan sonraki en büyük 2 tanrıdandır (diğeri Poseidon). • Athena; Zekâ, sanat, eğitim ve savaş tanrıçası. • Ares; Savaş ve kahramanların tanrısı. • Hephaistos; Ateşin ve demirciliğin tanrısı. Tanrıların demircisidir. • Apollo; Müzik, sağlık ve şifa tanrısı. • Artemis; Avcılığın ve hayvanların tanrıçası. • Hermes; Hırsızların ve yolcuların tanrısı. • Afrodit; Aşkın, cinselliğin ve fiziki güzelliğin tanrıçası. • Hestia; Evin, ailenin ve ocağın tanrıçası. • Demeter ; Doğanın, tarımın ve bereketin tanrıçası. • Dionisos; Sarhoşluğun ve şarabın tanrısı.
_________________________
Türkish ra[PP]er + Repsiz Yaşam.. eokulbiz Ailesine hoş geldiniz..
|
|
|
|
Cep Telefonu Sitemiz |
| Reklam alanlarımız |
![]() |
| Tags |
| mitoloji, yunan, mitolojisi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıtlar | Son Mesaj |
| Yunan Ve Latin Edebiyatı | uqurakkaya | Türk Dili Ve Edebiyatı Ödevleri | 1 | 06.09.08 01:26 |
| Türk Mitolojisi | xBy_ShEyTaNx | Türk Dili Ve Edebiyatı Ödevleri | 0 | 05.09.08 16:32 |
| Yunan Mitolojisi Kahramanları | Woßd | Kültür ve Sanat | 0 | 18.05.08 09:36 |
| Yunan adalarına vizesiz tur başlıyor | Admin | Ekonomi | 0 | 17.04.08 02:41 |
| AİHM'deki Yunan hákime tepki | Admin | Dünya | 0 | 29.03.08 18:16 |